Yunus Emre Şiirleri: Özgün Metinleri ve Bugünkü Türkçeleriyle Sekiz Şiir
Eski yazmalardaki biçimleri ve bugünkü Türkçeleriyle sekiz şiirin tamamı; Yunus Emre’nin sık kullandığı kelimeler, hayatına dair efsaneler ve ona atfedilen mezarlar.
İçindekiler

Yunus Emre 1320 dolaylarında öldü. İlahileri o günden beri Anadolu’dan Balkanlar’a söyleniyor. Burada sekiz şiirinin tamamını, en eski yazmalardaki Türkçesi ve bizim hazırladığımız bugünkü Türkçesiyle bulacaksınız. Ardından sık sık döndüğü kelimeler, hayatına dair efsaneler ve mezarının kendilerinde olduğunu söyleyen on bir yer var.
Kısaca
Yalın Türkçeyle yazan bir derviş.
- Kimdir: Hayatına dair tek tarihli kayda göre 1320–21’de ölen, İç Anadolu’da yaşamış bir mutasavvıf şair. Hakkında anlatılanların neredeyse tamamı efsane.
- Nereden başlamalı: ‘Işkun aldı benden beni (Yalnız Sen) ve “gelin tanış olalım” dizesinin yer aldığı şiirden.
- Tamamını okuyun: Aşağıda Mustafa Tatcı’nın tenkitli metninden sekiz şiir, dize dize bugünkü Türkçeleriyle yer alıyor.
- Dikkat: “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” sözü her yerde Yunus Emre’ye atfediliyor, ancak bu baskıdaki 417 şiir arasında yok.
- Mezarı: Türkiye’de on bir yer, mezarının kendilerinde olduğunu söylüyor. En eski kaynaklar Eskişehir’deki Sarıköy’ü, bugünkü adıyla Yunusemre’yi işaret ediyor.
Şiirler, eksiksiz
Konusuna göre bir şiir seçin. Her dizede Tatcı’nın metnindeki özgün biçimi ve bizim hazırladığımız bugünkü Türkçesi yer alıyor. İstemediğiniz katmanı kapatabilirsiniz. Cihazınızda Türkçe ses varsa şiiri duymak için Dinle’ye basın.
Aşk · 381. şiir
‘Işkun aldı benden beni Yalnız Sen
Aşk şiirlerinin en tanınmışı: Her kıta, bir ilahide olduğu gibi aynı dizeye dönüyor.
‘Işkun aldı benden beniAşkın beni benden aldı:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Ben yanaram düni güniGece gündüz yanıyorum:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Ne varlıga sevinüremNe varlık beni sevindirir,
Ne yokluga yirinüremne yokluk beni üzer;
‘Işkunıla avınuramtek avuntum senin aşkın:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
‘Işkun ‘âşıklar öldürürAşkın, seni sevenleri öldürür,
‘Işk denizine taldururonları aşk denizine daldırır
Tecellîyile toldururve kendini göstererek içlerini doldurur:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
‘Işkun zencîrini üzemAşkının zincirini koparayım,
Delü olam taga düşemdeli olup dağlara düşeyim;
Sensin dün ü gün endîşemgece gündüz tek düşüncem sensin:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Eger beni öldürelerBeni öldürseler
Külüm göge savuralarve külümü göğe savursalar,
Topragum anda çaguratoprağım orada seslenir:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Sûfîlere sohbet gerekSufilere sohbet gerek,
Ahîlere âhret gerekAhilere öbür dünya gerek,
Mecnûn'lara Leylâ gerekher Mecnun’a bir Leyla gerek:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Ne Tamu'da yir eyledümNe cehennemde kendime yer edindim,
Ne Uçmak'da köşk bagladumne cennette köşk kurdum;
Senün içün çok agladumsenin için çok ağladım:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Cennet Cennet didükleriDurmadan cennet dedikleri
Bir ev ile bir kaç Hûrîbir ev ile birkaç huri;
İsteyene virgil anıisteyen alsın onu:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Yûsuf eger hayâlüniYusuf senin hayalini
Düşde göreydi bir gicebir gece rüyasında görseydi,
Terk ideyidi mülklerinülkelerini bırakır giderdi:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Yûnus çagururlar adumAdımı Yunus diye çağırırlar;
Gün geçdükçe artar odumgün geçtikçe ateşim büyür.
İki cihânda maksûdumİki dünyada tek dileğim:
Bana seni gerek senibana sen gereksin, yalnız sen.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 381. şiir; dayandığı nüshalar: F. 201b, T. 86b, NO. 186a, HB. 13a, YE. 90a, Ç. 82a, A. 28. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Dostluk · 103. şiir
Hak cihâna toludur kimsene Hakk'ı bilmez Hak Cihanı Doldurur
Yunus Emre Enstitüsünün kendine şiar edindiği “gelin tanış olalım” dizesinin yer aldığı şiir.
Hak cihâna toludur kimsene Hakk'ı bilmezTanrı dünyayı doldurmuş, yine de kimse Tanrı’yı bilmez.
Anı sen senden iste o senden ayru olmazOnu kendi içinde ara: o senden hiç ayrı değildir.
Dünyâyı inanursın rızka benümdür dirsinDünyaya güvenir, “bu ekmek benim” dersin.
Niçün yalan söylersin çün hîç didügün olmazNeden yalan söylersin, dediğin hiçbir şey çıkmazken?
Âhret yavlak ırakdur togrulık key yarakdurÖbür dünya çok uzak; dürüstlük o yolun azığıdır.
Ayrulık sarp firâkdur hîç giden girü gelmezAyrılık çetin bir ayrılıktır: giden bir daha dönmez.
Dünyâya gelen göçer bir bir şerbetin içerDünyaya gelen göçüp gider, herkes sırayla o şerbeti içer.
Bu bir köpridür geçer câhiller anı bilmezBu bir köprüdür, geçilip gidilir: cahiller bunu bilmez.
Gelün tanşuk idelüm işi kolay tutalumGelin birbirimizi tanıyalım, işi kolay tutalım.
Sevelüm sevilelüm dünyâ kimseye kalmazSevelim, sevilelim: dünya kimseye kalmaz.
Yûnus sözin anlarsan söz ma'nîsin dinlersenYunus’un sözünü anlarsan, sözün anlamına kulak verirsen,
Sana bir ‘amel gerek bunda kimsene kalmazsana iyi işler gerek: burada kimse kalmaz.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 103. şiir; dayandığı nüshalar: F. 95b, T. 24b, NO. 192b, A. 9. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
İlim · 91. şiir
‘İlim ‘ilim bilmekdür ‘ilim kendin bilmekdür Kendini Bilmek
Kendinizi bilmiyorsanız okumanın bir değeri yok; bir gönül, bin hacdan daha değerli.
‘İlim ‘ilim bilmekdür ‘ilim kendin bilmekdürBilgi, bilmek demektir; bilgi, insanın kendini bilmesidir.
Sen kendüni bilmezsin yâ niçe okumakdurKendini bilmiyorsan, bunca okuman ne işe yarar?
Okumakdan ma'nî ne kişi Hakk'ı bilmekdürOkumaktan amaç ne? İnsanın Tanrı’yı bilmesi.
Çün okudun bilmezsin hâ bir kurı emekdürOkuyup da bilmiyorsan, bu boşa giden bir emektir.
Okıdum bildüm dime çok tâ‘at kıldum dime“Okudum, bildim” deme; “Çok ibadet ettim” deme.
Eri Hak bilmezisen ‘abes yire yilmekdürTanrı’nın gerçek dostunu tanımıyorsan, boşuna koşup durursun.
Dört kitâbun ma'nîsi bellüdür bir elifdeDört kutsal kitabın anlamı tek bir harfte, elifte apaçıktır.
Sen elif dirsün hoca ma‘nîsi ne dimekdürSen “elif” dersin, hocam: anlamı nedir?
Yûnus Emre dir hoca gerekse var bin haccaYunus Emre der ki, hocam: dilersen bin kez hacca git;
Hepisinden eyüce bir gönüle girmekdürhepsinden iyisi bir gönle girmektir.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 91. şiir; dayandığı nüshalar: Rt. 15a. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Gönül · 166. şiir
Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namâz degül Bir Kırık Gönül
Bir gönül kırdıysanız kıldığınız namazın anlamı yok. Bir hayır, bin hayır sayılır.
Bir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namâz degülBir kez bir gönlü kırdıysan, kıldığın bu namaz namaz değildir;
Yitmiş iki millet dahı elin yüzin yumaz degülyetmiş iki millet bir olsa elini yüzünü arıtamaz.
Erenler gelüp geçdiler dünyâyı koyup göçdilerErmişler gelip geçti, dünyayı bırakıp göçtüler.
Havâya agup uçdılar bular hümâdur kaz degülHavaya yükselip uçtular: onlar talih kuşudur, kaz değil.
Cân odur kim Hak'a ire ayak odur yola gireCan, Tanrı’ya ulaşandır; ayak, yola düşendir.
Er oldur alçakda tura yüksekden bakan göz degülGerçek insan aşağıda durandır, yukarıdan bakan göz değil.
Münkir ile müdde'îyi sayma buçuga koyanıİnkâr edeni de boş iddiacıyı da yarım adam bile sayma,
Git ahûra tak buları her kim (ki) 'âşık-bâz degülgit, ahıra bağla onları, seven olmayan herkesi.
Togrı yola gitdünise er etegin tutdunısaDoğru yoldan gittiysen, bir erin eteğine tutunduysan
Bir hayır da itdünise birine bindür az degülve bir iyilik de ettiysen, biri bin sayılır, az değil.
Yûnus bu sözleri çatar sanki balı yaga katarYunus bu sözleri dizer, sanki balı yağa katar;
Halka metâ‘ların satar yüki güherdüz tuz degülhalka mallarını satar; yükü mücevherdir, tuz değil.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 166. şiir; dayandığı nüshalar: YE. 54a, A. 12. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Söz · 102. şiir
Keleci bilen kişinün yüzini ag ide bir söz Bir Söz
Bir sözün yapabilecekleri üzerine yedi beyit: Savaşı bitirebilir, cana mal olabilir, zehri bala çevirebilir.
Keleci bilen kişinün yüzini ag ide bir sözSöz bilen insanın yüzünü bir söz ak eder;
Sözi bişürüp diyenün işini sag ide bir sözsözünü pişirip söyleyenin işini bir söz yoluna koyar.
Söz ola kese savaşı söz ola bitüre başıOlur ki bir söz savaşı bitirir, olur ki bir söz baş yer;
Söz ola agulu aşı balıla yag ide bir sözbir söz, zehirli yemeği bala, yağa çevirir.
Kelecilerün bişürgil yaramazunı şeşürgilSözlerini pişir, yaramayanı çözüp at;
Sözün usıla düşürgil dimegil çag ide bir sözsözünü akılla tart, vakitsiz söz söyleme.
Gel ahî iy şehriyâri sözümüzi dinle bâriGel kardeşim, ey beyim, hiç değilse sözümüzü dinle:
Hezâr gevher ü dînârı kara toprag ide bir sözbir söz, binlerce mücevheri, altını kara toprak eder.
Kişi bile söz demini dimeye sözün keminiİnsan sözün vaktini bilsin, sözün kötüsünü söylemesin;
Bu cihân Cehennem'ini sekiz uçmag ide bir sözbir söz, bu dünyanın cehennemini sekiz cennete çevirir.
Yüri yüri yolunıla gâfil olma bilünileYürü, yolundan ayrılma, nefsine karşı uyanık dur;
Key sakın key dilünile cânına dâg ide bir sözdilini sakın, iyice sakın: bir söz canını dağlar.
Yûnus imdi söz yatından söyle sözi gâyetindenYunus, şimdi sözü yerinde söyle, sonuna dek söyle;
Key sakın o şeh katından seni ırag ide bir söziyi sakın: bir söz seni o Padişahın katından uzaklaştırır.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 102. şiir; dayandığı nüshalar: F. 94b, T. 24a, YE. 42b, DAY. 75. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Özlem · 270. şiir
Taşdun yine deli gönül sular gibi çaglar mısın Deli Gönül
Yurdundan uzakta bir yolcu; gönlüyle, gözyaşlarıyla, karlı dağlarla ve bulutlarla konuşuyor.
Taşdun yine deli gönül sular gibi çaglar mısınYine taştın, deli gönül: sular gibi çağlayacak mısın?
Akdun yine kanlu yaşum yollarumı baglar mısınYine aktın, kanlı gözyaşım: yollarımı kesecek misin?
N'idem elüm irmez yâre bulınmaz derdüme çâreNe yapayım? Elim sevdiğime yetişmez, derdime çare yok;
Oldum ilümden âvâre beni bunda egler misinyurdumdan uzakta yolunu yitirdim: beni burada mı tutacaksın?
Yavu kıldım ben yoldaşı onulmaz bagrumun başıYol arkadaşımı yitirdim, bağrımdaki yara kapanmaz;
Gözlerümün kanlu yaşı ırmag olup çaglar mısıngözlerimin kanlı yaşı, ırmak olup çağlayacak mısın?
Ben toprak oldum yoluna sen aşuru gözedürsinBen yoluna toprak oldum, sen ise uzaktan bakıyorsun;
Şu karşuma gögüs gerüp taş bagırlu taglar mısıntaş yürekli dağlar, karşıma göğüs gerip dikilecek misiniz?
Harâmî gibi yoluma arkurı inen karlu tagYoluma eşkıya gibi enlemesine inen karlı dağ,
Ben yârümden ayru düşdüm sen yolumı baglar mısınben sevdiğimden ayrı düştüm: sen de mi yolumu keseceksin?
Karlu taglarun başında salkım salkım olan bulutKarlı dağların doruğunda salkım salkım duran bulut,
Saçun çözüp benüm içün yaşın yaşın aglar mısınsaçını çözüp benim için sel gibi ağlar mısın?
Esridi Yûnus'un cânı yoldayım illerüm kanıYunus’un canı kendinden geçti: yollardayım, yurdum nerede?
Yûnus düşde gördi seni sayru mısın saglar mısınYunus seni rüyasında gördü: hasta mısın, iyi misin?
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 270. şiir; dayandığı nüshalar: RY. (Mecmûa) 46a. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Ölüm · 74. şiir
Sabâhın sinlere vardum gördüm cümle ölmiş yatur Şafakta Mezar Başında
Şafakta mezarların arasında dolaşıp ölüleri seyrediyor: Sıra bize de gelecek.
Sabâhın sinlere vardum gördüm cümle ölmiş yaturSabah mezarlığa vardım, gördüm ki hepsi ölmüş yatıyor;
Her biri bî-çâre olup ‘ömrin yavı kılmış yaturher biri çaresiz, ömrünü yitirmiş yatıyor.
Vardum bunlarun katına bakdum ecel heybetineYanlarına vardım, ölümün korkunç yüzüne baktım:
Niçe yigit murâdına irememiş ölmiş yaturnice genç, dileğine kavuşamadan ölmüş yatıyor.
Yimiş kurd kuş bunı keler niçelerün bagrın delerBöcekler, kuşlar, kertenkeleler onları yemiş, nicesinin göğsünü deler;
Şol ufacık nâ-resteler gül gibice solmış yaturo küçücük çocuklar gül gibi solmuş yatıyor.
Topraga düşmiş tenleri Hakk'a ulaşmış cânlarıBedenleri toprağa düşmüş, canları Tanrı’ya ulaşmış;
Görmez misin sen bunları nevbet bize gelmiş yaturgörmüyor musun onları? Yatıyorlar: sıra bize gelmiş.
Esilmiş incü dişleri dökilmiş saru saçlarıİnci dişleri düşmüş, sarı saçları dökülmüş;
Bitmiş kamu teşvişleri Hak varlıgın almış yaturbütün dertleri bitmiş: Tanrı varlıklarını geri almış.
Gitmiş gözünün karası hîç işi yokdur turasıGözlerinin karası gitmiş, kalmak için bir işleri yok;
Kefen bizinün pâresi sünüge sarılmış yaturkefen bezinden bir parça kemiklerine dolanmış yatıyor.
Yûnus ‘âkilisen bunda mülke sûret bezemegilYunus, aklın varsa burada malını mülkünü süsleme:
Mülke sûret bezeyenler kara toprak olmış yaturmalını mülkünü süsleyenler kara toprak olmuş yatıyor.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 74. şiir; dayandığı nüshalar: RY. 16b, YE. 39a, B. 54a, A. 4. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Bilmece · 407. şiir
Çıkdum erik talına anda yidüm üzümi Erik Dalına Çıktım
Kavak tepesindeki balığı, kartalı yere vuran sineği anlatan ünlü şathiyesi. Tasavvuf büyükleri anlamı üzerine kitaplar yazdı.
Çıkdum erik talına anda yidüm üzümiErik dalına çıktım, orada üzüm yedim;
Bostân ıssı kakıyup dir ne yirsün kozumıbostanın sahibi kızıp dedi: “Ne yiyorsun cevizimi?”
Kerpîç koydum kazgana poyrazıla kaynatdumKazana kerpiç koydum, poyrazla kaynattım;
Nedür diyü sorana bandum virdüm özini“Bu ne?” diye sorana, banıp suyundan verdim.
İplik virdüm Çulhâya sarup yumak itmemişDokumacıya iplik verdim, sarıp yumak bile yapmamış,
Becid becid ısmarlar gelsün alsun beziniüstelik durmadan haber yollar: “Gelsin, bezini alsın.”
Bir serçenün kanadın kırk kanluya yükletdümBir serçenin kanadını kırk kağnıya yükledim;
Çifti dahı çekmedi kaldı şöyle yazılıbir çift öküz bile çekemedi, öylece ovada kaldı.
Bir sinek bir kartalı kaldurup urdı yireBir sinek bir kartalı kaldırıp yere çaldı;
Yalan degül gerçekdür ben de gördüm tozınıyalan değil, gerçek: tozunu ben de gördüm.
Balık kavaga çıkmış zift turşısın yimegeBalık, zift turşusu yemek için kavağa çıkmış;
Leylek koduk togurmış bak a şunun sözinileylek bir sıpa doğurmuş: şunun sözüne bak hele!
Bir küt ile güreşdüm elsüz ayagum aldıEli ayağı olmayan biriyle güreştim: elsiz olan ayaklarımı kaptı;
Güreşüp basamadum göyündürdi özümigüreştim, onu yenemedim; içimi yaktı.
Kâf Tagı'ndan bir taşı şöyle atdılar banaKaf Dağı’ndan bana bir taş attılar,
Öylelik yire düşdi bozayazdı yüzümiyere öyle sert düştü ki az kalsın yüzümü bozuyordu.
Gözsüze fısıldadum sagır sözüm işitmişKöre fısıldadım, sözümü sağır duymuş;
Dilsüz çagırup söyler dilümdeki sözümidili olmayan, dilimin ucundaki sözü bağırarak söylüyor.
Bir öküz bogazladum kakıldum sere kodumBir öküz kestim, etini kurutup serdim;
Öküz ıssı geldi eydür bogazladun kazumıöküzün sahibi gelip dedi: “Kazımı kesmişsin!”
Ugrulık yapdum ana bühtân eyledi banaBen ondan çaldım, o bana iftira etti;
Bir çerçi geldi eydür kanı aldun gözgümibir seyyar satıcı gelip dedi: “Hani benden aldığın ayna?”
Tosbagaya ugradum gözsüzsepek yoldaşıBir kaplumbağaya rastladım, köstebeğin yol arkadaşı;
Sordum sefer kancaru Kayserî'ye ‘aziminereye gittiğini sordum: Kayseri’ye gidiyormuş.
Yûnus bir söz söylemiş hîç bir söze benzemezYunus bir söz söylemiş, hiçbir söze benzemez:
Münâfıklar elinden örter ma‘nî yüzinianlamının yüzünü ikiyüzlülerden gizler.
Metin: Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni, 407. şiir; dayandığı nüshalar: NO. 184, Ç. 87a, a. 26, 44, YE. 105, Niyâzî-i Mısrî, Alî Nevrekânî, Şeyhzâde Muhyiddin, İsmâil H. Bursavî, İbrahîm Hâs. Bugünkü Türkçesi: Turkpidya.
Yazım, yazmalara dayanan tenkitli metne ait: Bugün aşk dediğimiz kelime ‘ışk biçiminde yazılıyor; uzun ünlüler â, î, û ile gösteriliyor. ‘Işkun gibi eski biçimlerin yanındaki bugünkü Türkçesi, anlamı dize dize izlemenize yardımcı oluyor.
Dönüp dolaşıp kullandığı kelimeler
Aşk, gönül, can, dost ve diğerleri: On kelime şiirlerinin bütününe yayılıyor. Bir boncuğa dokunarak Yunus için ne anlama geldiğini, Tatcı’nın baskısındaki 417 şiirin kaçında geçtiğini ve yukarıdaki sekiz şiirde nerede yer aldığını görebilirsiniz.
‘ışkbugün aşk
Aşk; Yunus için her şeyden önce Allah aşkı.
‘Işkun aldı benden beni
Aşkın beni benden aldı:
381. şiir: Yalnız Sen‘Işkunıla avınuram
tek avuntum senin aşkın:
381. şiir: Yalnız Sen
gönül
Allah’ın bulunduğu yer olan gönül.
Hepisinden eyüce bir gönüle girmekdür
hepsinden iyisi bir gönle girmektir.
91. şiir: Kendini BilmekBir kez gönül yıkdunısa bu kıldugun namâz degül
Bir kez bir gönlü kırdıysan, kıldığın bu namaz namaz değildir;
166. şiir: Bir Kırık GönülTaşdun yine deli gönül sular gibi çaglar mısın
Yine taştın, deli gönül: sular gibi çağlayacak mısın?
270. şiir: Deli Gönül
cânbugün can
Ruh, hayat; aynı zamanda “sevgili”.
Cân odur kim Hak'a ire ayak odur yola gire
Can, Tanrı’ya ulaşandır; ayak, yola düşendir.
166. şiir: Bir Kırık GönülKey sakın key dilünile cânına dâg ide bir söz
dilini sakın, iyice sakın: bir söz canını dağlar.
102. şiir: Bir SözEsridi Yûnus'un cânı yoldayım illerüm kanı
Yunus’un canı kendinden geçti: yollardayım, yurdum nerede?
270. şiir: Deli GönülTopraga düşmiş tenleri Hakk'a ulaşmış cânları
Bedenleri toprağa düşmüş, canları Tanrı’ya ulaşmış;
74. şiir: Şafakta Mezar Başında
dost
Dost; çoğu zaman Allah’ı anlatır.
Dosta gidenün yolı gönül içinden geçer
Dosta gidenin yolu gönülden geçer.
Divan’daki 338. şiir
Hak
Allah, “gerçek olan”.
Hak cihâna toludur kimsene Hakk'ı bilmez
Tanrı dünyayı doldurmuş, yine de kimse Tanrı’yı bilmez.
103. şiir: Hak Cihanı DoldururOkumakdan ma'nî ne kişi Hakk'ı bilmekdür
Okumaktan amaç ne? İnsanın Tanrı’yı bilmesi.
91. şiir: Kendini BilmekCân odur kim Hak'a ire ayak odur yola gire
Can, Tanrı’ya ulaşandır; ayak, yola düşendir.
166. şiir: Bir Kırık GönülTopraga düşmiş tenleri Hakk'a ulaşmış cânları
Bedenleri toprağa düşmüş, canları Tanrı’ya ulaşmış;
74. şiir: Şafakta Mezar Başında
Çalabbugün Çalap
Allah anlamında eski bir Türkçe kelime.
Gönül Çalab'un tahtı gönüle Çalap bahdı
Gönül Tanrı’nın tahtıdır, Tanrı gönle bakar.
Divan’daki 299. şiir
dervîşbugün derviş
Tasavvuf yoluna girmiş kişi.
Dervîşlik didükleri hırkayıla tâc degül
Dervişlik dedikleri hırka ile külah değildir;
Divan’daki 162. şiirGönlin dervîş eyleyen hırkaya muhtâc degül
gönlünü derviş edenin hırkaya ihtiyacı yoktur.
Divan’daki 162. şiir
söz
Söz, konuşma.
Yûnus sözin anlarsan söz ma'nîsin dinlersen
Yunus’un sözünü anlarsan, sözün anlamına kulak verirsen,
103. şiir: Hak Cihanı DoldururYûnus bu sözleri çatar sanki balı yaga katar
Yunus bu sözleri dizer, sanki balı yağa katar;
166. şiir: Bir Kırık GönülKeleci bilen kişinün yüzini ag ide bir söz
Söz bilen insanın yüzünü bir söz ak eder;
102. şiir: Bir SözLeylek koduk togurmış bak a şunun sözini
leylek bir sıpa doğurmuş: şunun sözüne bak hele!
407. şiir: Erik Dalına Çıktım
dünyâbugün dünya
Gelip geçici dünya.
Dünyâyı inanursın rızka benümdür dirsin
Dünyaya güvenir, “bu ekmek benim” dersin.
103. şiir: Hak Cihanı DoldururErenler gelüp geçdiler dünyâyı koyup göçdiler
Ermişler gelip geçti, dünyayı bırakıp göçtüler.
166. şiir: Bir Kırık Gönül
öl-bugün ölüm
Ölmek; ölüm.
‘Işkun ‘âşıklar öldürür
Aşkın, seni sevenleri öldürür,
381. şiir: Yalnız SenSabâhın sinlere vardum gördüm cümle ölmiş yatur
Sabah mezarlığa vardım, gördüm ki hepsi ölmüş yatıyor;
74. şiir: Şafakta Mezar Başında
Kendi adı da bu kelimelerden biri. 417 şiirin 411’inde “Yûnus”, şairlerin bu gelenekte şiirlerine imza attıkları son kıtada geçiyor. Yukarıdaki sekiz şiirde imzası bir konuşmanın parçası: Ya kendine sesleniyor (“Yunus, akıllıysan…”), ya bir hocaya, ya da kendi sözlerinden söz ediyor.
Efsanelerle anlatılan bir hayat
Hayatına dair anlatılanların neredeyse tamamı, ölümünden yaklaşık iki yüzyıl sonra yazıya geçirilen efsanelere dayanıyor. İşte belgelerin verdiği iki tarihle birlikte bu anlatıların sırası.

- Sarıköylü bir çiftçiEfsaneler, başka bir veliyi anlatan bir kitapla başlıyor: Uzun Firdevsî’nin (ölümü 1512) yazdığı düşünülen, Hacı Bektaş’ın Vilâyetnâme’si. Kitapta Yunus, Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy’de yaşayan yoksul bir çiftçi.
- Buğday mı, nefes mi?Yoksulluk içindeki Yunus, buğday istemek için Karahöyük’teki, bugünkü Hacıbektaş’taki Hacı Bektaş tekkesine gider. Hacı Bektaş ona buğday yerine nefes teklif eder. Yunus buğdayda ısrar eder ve alır. Eve dönerken yarı yolda fikrini değiştirir: Buğday tükenir, nefes tükenmez. Hacı Bektaş artık geç olduğunu söyler. O anahtar şimdi Tapduk Emre’dedir.
- Kırk yıl düzgün odunBöylece Yunus, Tapduk Emre’nin hizmetine girer. Kırk yıl boyunca tekkeye odun taşır, ama yalnızca düzgün dalları getirir. Çünkü erenler kapısına eğrilik yakışmaz.
- “Yunus, söyle!”Dervişlerin büyük bir toplantısında Tapduk, Yunus adlı başka bir kişiye, bir ilahiciye üç kez “Yunus, söyle!” diye seslenir. O Yunus duymaz. Bunun üzerine bizim Yunus’a döner: Vakit geldi, sen söyle. Yunus da şiir söylemeye başlar.
- 1307: bir öğüt kitabıDervişlere öğüt veren uzun şiiri Risâletü’n-Nushiyye yaklaşık 600 beyitten oluşur ve kendi tarihini verir: “Târih dahı yedi yüz yedi idi”. Bu, Hicrî 707, Miladî 1307’dir.
- Hicrî 720’de ölümİstanbul Beyazıt Kütüphanesindeki bir yazma mecmuada bulunan kayıt, ölüm tarihini Hicrî 720, yani 1320–21 olarak verir. Bu, hayatına dair tek tarihli kayıttır.
İki kayıt daha tabloyu karmaşıklaştırıyor. Eski yazarlar nerede ve ne zaman yaşadığı konusunda anlaşamıyor: Mecdî ile Âşık Çelebi onu Bolu civarında gösteriyor. Taşköprizâde ise ölümünden yaklaşık 70 yıl sonrasına, I. Bayezid dönemine yerleştiriyor. Ayrıca 1518 tarihli bir Konya tapu tahrir defterinde, bugünkü Karaman olan Lârende’de arazi alıp oğlu İsmail’e bırakan bir Yunus Emre’den söz ediliyor. Bu kişinin şair olup olmadığı bilinmiyor.
Ölüm tarihi ise geçerliliğini koruyor. Tarihçi Adnan Erzi, Beyazıt’taki kaydı 1950’de yayımladığında Fuad Köprülü de dâhil çoğu araştırmacı 1320 tarihini kabul etti. Kayıttan çıkan doğum tarihi ise nasıl okunduğuna bağlı: Erzi, 648 tarihini ve 72 yıllık bir ömrü okudu (doğumu 1250–51); TDV ansiklopedisi ise 638 tarihini ve 82 yılı veriyor (doğumu 1240–41).
On bir mezar, bir şair
Türkiye’de en az on bir yer, Yunus Emre’nin orada gömülü olduğunu söylüyor. Azerbaycan’da da ona ait bir makam var. Bu tür mezarlar çoğunlukla nerede yattığını değil, nerede sevilip anıldığını gösteriyor. Haritadan bir yer seçin ya da sırayla ilerleyin.
Sarıköy bugün Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Yunusemre köyü
Efsanelerin köyü. Vilâyetnâme, Yunus’u burada çiftçilik yaparken anlatıyor ve mezarını da yakınlarda gösteriyor. Eski yazarlar da aynı yönde: 16. yüzyılda Lâmiî, mezarı Kütahya suyunun, yani Porsuk’un Sakarya’ya kavuştuğu yerin yakınında gösteriyor. Köy de burada bulunuyor. Ankara–Eskişehir demiryolu üzerinden geçeceği için mezar 6 Mayıs 1946’da açıldı; kalıntılar 1970’ten beri yeni bir anıt mezarda. Köprülü, Gölpınarlı ve Timurtaş bu mezarın ona ait olduğunu kabul etti.
Emremsultan Ankara’nın Nallıhan ilçesi yakınlarında bir köy
Tapduk Emre’nin tekkesinin Sakarya yakınlarındaki bu köyde olduğu düşünülüyor. Araştırmacılar, Yunus’un onun dervişi olarak geçirdiği yılları, odun taşıma efsanesindeki kırk yılı buraya yerleştiriyor. Köyde Yunus’a ait olduğu söylenen bir mezar da var.
Bolu kuzeybatı Anadolu’nun dağları arasında bir şehir
16. yüzyıldan iki yazar, Yunus’u bu civarda gösteriyor. Mecdî, Yunus’un Bolu yakınlarında, şeyhi Tapduk’un ise Sakarya kıyısında yaşadığını söylüyor. Şairlerin hayatını yazan Âşık Çelebi de onu Bolulu olarak anıyor.
Hacıbektaş efsanedeki Karahöyük, Nevşehir
Efsanede Yunus, buğday istemek için buraya, Hacı Bektaş’ın tekkesine yürür; ona buğday yerine nefes teklif edilir. O zamanlar Sulucakarahöyük denen köy, bugün Hacıbektaş ilçesidir.
Konya Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin şehri
Mevlânâ Celâleddîn Rûmî burada ders verdi ve 1273’te burada öldü. Yüzyıllardır anlatılan bir hikâyeye göre Yunus onunla buluşur ve Mesnevî’yi fazla uzun bulduğunu söyler: Kendisi olsa “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm” dermiş. 178 numaralı şiirinde buna benzer bir dize var. Buluşma, belgelenmiş bir olay değil, bir efsane.
Karaman eski kayıtlarda Lârende
1518 tarihli bir Konya tapu tahrir defterine göre Yunus Emre adlı biri, burada Yerce adlı araziyi Karamanoğlu İbrahim Bey’den almış ve arazi çocuklarına geçmiş. Bu Yunus’un şair olup olmadığı bilinmiyor. Karaman’da ona ait olduğu söylenen bir mezar da var.
Bursa Osmanlı’nın ilk başkentlerinden
Bursa’da Yunus Emre’ye ait olduğu söylenen bir mezar var. Şiirlerini Yunus adıyla imzalayan ve 15. yüzyılın başlarında ölen Âşık Yunus da burada yaşamıştı. Müstensihler, yani yazmaları çoğaltanlar, iki şairi birbirine karıştırdı. Araştırmacılar şiirlerini hâlâ ayırmaya çalışıyor.
Ortaköy Ziyarettepe, Aksaray
Ziyarettepe’deki bir türbe onun adıyla anılıyor.
Kula Emresultan köyü, Manisa
Kula ilçesinin Emresultan köyünde ona ait olduğu söylenen bir mezar var. Haritadaki işaret Kula’yı gösteriyor.
Dutçu Düzcü diye de yazılan bir Erzurum köyü
Efsanelerdeki yerlerin çok doğusunda, bu köyde bulunan üstü açık bir türbe onun adıyla anılıyor. Haritadaki işaret Erzurum’u gösteriyor.
Keçiborlu Isparta
Keçiborlu’da ona ait olduğu söylenen bir mezar var.
Sandıklı Afyonkarahisar
Buradaki türbe bir makam: Yunus’un hatırasını yaşatan, naaşının bulunması gerekmeyen bir yer.
Ünye Karadeniz kıyısında
Ünye’de ona ait olduğu söylenen bir mezar var.
Sivas İç Anadolu
Sivas’ta ona ait olduğu söylenen bir mezar var.
Qax Gâh, Azerbaycan
Burası bir mezar değil, Yunus’un hatırasına adanmış bir makam. Mustafa Tatcı, Yunus’un Anadolu, Tebriz ve Nahçıvan arasında bu yoldan geçmiş olabileceğini söylüyor.

En güçlü dayanaklar Sarıköy için. Efsaneler Yunus’u buraya yerleştiriyor, 16. yüzyıldan itibaren yazarlar da aynı yeri gösteriyor. Yunus üzerine en çok çalışan araştırmacılardan Fuad Köprülü, Abdülbaki Gölpınarlı ve Faruk Kadri Timurtaş da bunu kabul etti. Yeni Ankara–Eskişehir demiryolu hattı üzerinden geçeceği için mezar 6 Mayıs 1946’da açıldı. Kalıntılar önce geçici bir mezara, 1970’te ise bugün köyde bulunan anıt mezara taşındı.
Tek tarihli kayıt
720 = 1320–21
Beyazıt Kütüphanesindeki bir yazmada bulunan not, hayatına dair tek tarihli kayıt. Ölümünü Hicrî 720 olarak veriyor. Karşınıza çıkacak tarihlerin çoğu bu kayda dayanıyor, ama yine de birbirinden farklı: UNESCO 1241–1321’i, Merkez Bankasının banknot sayfası 1238–1320’yi, TDV ansiklopedisi ise 1240–41 ile 1320 arasını veriyor.
Şiirler bugüne nasıl ulaştı?
Yunus’un kendi elinden çıkmış bir kitap yok. Şiirleri sözlü olarak yayıldı: Dervişler onları ezberleyip söyledi. 14. yüzyıldan itibaren gezgin dervişler, Osmanlı fetihleriyle birlikte bu şiirleri batıya, Balkanlar’a taşıdı.

Günümüze ulaşan nüshalar erken tarihlere uzanıyor. Divan’ın en eski nüshaları 14. yüzyıla kadar gidebilir: Ritter nüshası (14. yüzyıl), Raif Yelkenci nüshası (14. veya 15. yüzyıl), Fâtih nüshası (muhtemelen 15. yüzyıl), Yahyâ Efendi nüshası (16. yüzyıl) ve 1540 tarihli Nuruosmaniye nüshası. İlahileri şiir mecmualarında da karşımıza çıkıyor; bunlardan biri 1480 tarihli ve Yunan harfleriyle yazılmış. II. Murad zamanında esir düşen Macar György’nin Türkler üzerine Latince kitabında da Yunus imzalı iki ilahi kayıtlı.
Yaktığı şiirleri melekler okur; suya attıklarını balıklar; kalanları da biz.
Yaygın bir efsane böyle biter. Anlatıya göre Yunus 3.000 şiir söylemiş. Molla Kasım adlı bir softa bunları şeriata göre değerlendirmiş. Binini yakmış, binini suya atmış. Sonra kendisini adıyla anan, “Seni sorguya çekecek bir Molla Kasım gelir” diyen bir beyitte durmuş ve tövbe etmiş. Bu beyit, kullandığımız baskıda yok.
Yazmaları çoğaltırken hatalar da yapıldı: Şiirler ikiye bölündü, kıtaların yeri değişti, Yunus adını kullanan başka şairlerin şiirleri araya karıştı. Bu yüzden her baskıda seçim yapmak gerekiyor. Burhan Toprak, 1933–34’te 355 şiir yayımladı, sonra yalnızca 115’inin Yunus Emre’ye ait olabileceğine karar verdi. Mustafa Tatcı’nın tenkitli baskısı (1990, gözden geçirilmiş baskı 2008) yazmaları dize dize karşılaştırıyor, Yunus Emre’yi Âşık Yunus’tan ayırıyor ve 417 şiire yer veriyor: 138’i Fars ve Arap şiirindeki uzun ve kısa hecelere dayanan aruzla, kalanı Türkçenin hece sayısına dayanan hece ölçüsüyle.
Üç iddia, gerçekler
Hakkında söylenenlerin kimi doğru, kimi yarı doğru, kimi ise hikâye. Sık karşılaşacağınız üç iddiayı incelemek için kartlara dokunun.
“UNESCO, 1991’i Uluslararası Yunus Emre Yılı ilan etti.”
Tam olarak böyle değil. UNESCO Genel Konferansı, 1989’da, 1991’in Yunus Emre’nin doğumunun 750. yıl dönümü olacağını belirtti ve üye devletleri bunu birlikte kutlamaya davet etti (15.232 sayılı karar). Kararda adına bir yıl ilan edilmesinden değil, bir anmadan söz ediliyor.
“Yunus imzalı her şiir Yunus Emre’nindir.”
Hayır. Başta 15. yüzyılın başlarında ölen Bursalı Âşık Yunus olmak üzere başka şairler de bu adı kullandı; yazmaları çoğaltanlar da şiirlerini birbirine karıştırdı. Burhan Toprak, 1933–34’te 355 şiir yayımladıktan sonra yalnızca 115’inin Yunus Emre’ye ait olabileceğine karar verdi. Tatcı’nın baskısında 417 şiir var.
“Okuma yazma bilmiyordu.”
16. yüzyılda şairlerin hayatını yazan Âşık Çelebi böyle söylemişti. Araştırmacı Abdülbaki Gölpınarlı ise Yunus’un Sa‘dî ve Rûmî’den çeviri yapacak kadar Farsça bildiğine dikkat çekti. Şiirlerinde de yukarıdaki 91. şiirde olduğu gibi dört kutsal kitaptan ve elif harfinden söz ediliyor.
Bugün nasıl anılıyor?
Yedi yüz yıl sonra adı bir enstitüde, bir banknotta ve UNESCO’nun iki anma yıl dönümünde yaşıyor.
Doğumunun 750. yılı
UNESCO Genel Konferansı, üye devletleri yıl dönümünü birlikte anmaya davet etti ve 1991 sempozyumunun bildirilerinin yayımlanmasını istedi (15.232 sayılı karar, 1989).
Ölümünün 700. yılı
UNESCO’nun 2020–2021 anma yıl dönümleri listesinde “şair ve mutasavvıf düşünür (1241–1321)” olarak yer aldı. Öneriyi Türkiye; Azerbaycan, Bosna-Hersek, Kuzey Makedonya ve Özbekistan ile birlikte sundu.
Yunus Emre ve Türkçe Yılı
29 Ocak 2021 tarihli ve ertesi gün Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesiyle 2021, Yunus Emre ve Türkçe Yılı ilan edildi.
Yunus Emre Enstitüsü
Mayıs 2007 tarihli 5653 sayılı kanunla kurulan Yunus Emre Vakfı ve ona bağlı enstitü, yurt dışında kültür merkezleri açıyor ve Türkçe öğretiyor. “Gelin tanış olalım” şiarları, 103. şiirdeki dizeyi yansıtıyor.
200 liralık banknot
1 Ocak 2009’dan beri dolaşımda olan serinin 200 liralık banknotunda Yunus Emre yer alıyor. Merkez Bankasının sayfası, doğum ve ölüm tarihlerini 1238–1320 olarak veriyor.
Türkiye’de bir Yunus Emre Yılı
Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sarıköy’ün bağlı olduğu Eskişehir’in valiliği, 2013’ü Yunus Emre Yılı ilan etti. Bu kapsamda bir tiyatro oyunu ve bir roman yarışması düzenlendi.
Okurların soruları
Yunus Emre ne zaman yaşadı?
Hayatına dair tek tarihli kayda göre Hicrî 720’de, yani 1320 veya 1321’de öldü. Doğumu daha belirsiz: Kaydın nasıl okunduğuna bağlı olarak 1240 ya da 1250 dolaylarında. Bazı eski yazarlar onu bir yüzyıl, hatta daha geç bir döneme yerleştiriyordu; 1950’de yayımlanan tarihli kayıt bu tartışmayı kapattı.
Nerede doğdu?
Hiçbir kaynak kesin bir yer vermiyor. Efsaneler onu Sivrihisar yakınlarındaki Sarıköy’de çiftçilik yaparken anlatıyor; 16. yüzyıldan iki yazar ise Bolu civarında gösteriyor. Araştırmacılar, İç Anadolu’da Sakarya nehri çevresinde yaşadığı ve dervişlik yıllarını Nallıhan yakınlarındaki Tapduk Emre tekkesinde geçirdiği konusunda birleşiyor.
“Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” sözünü o mu yazdı?
Tatcı’nın baskısındaki 417 şiirin tamamını taradık ve böyle bir dize bulamadık. Her yerde onun adıyla aktarılan “Yaratılanı severiz, Yaratandan ötürü” sözü, yazmaların bize ulaştırdığı Divan’ında yer almıyor.
Önce hangi şiirleri okumalıyım?
Her kıtası “Bana seni gerek seni” diye biten aşk şiiri ‘Işkun aldı benden beni (Yalnız Sen) ve “gelin tanış olalım” dizesinin yer aldığı 103. şiirle başlayın. İkisinin de tamamı yukarıda.
Hangi dilde yazdı?
13. ve 14. yüzyıl Anadolu’sunun Türkçesiyle yazdı. O dönemde Anadolu’daki edebî şiirin büyük bölümü, Mevlânâ’nın şiirleri gibi Farsçaydı. Bugünün Türkçe okuru şiirlerin çoğunu anlayabilir; yalnızca bazı eski biçimlere alışmak gerekir: aşk yerine ‘ışk, gelin yerine gelün, edelim yerine idelüm.
Bütün şiirlerini nereden okuyabilirim?
Mustafa Tatcı’nın Divan’ın tenkitli metnini veren baskısında, her birinin dayandığı yazmalarla birlikte 417 şiir yer alıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu eseri e-kitap olarak da yayımladı. Abdülbaki Gölpınarlı ve Faruk Kadri Timurtaş’ın daha önceki baskıları bazı noktalarda farklılaşıyor; Timurtaş’ın son baskısında 326 şiir var.
Kaynaklar
Şiirler, Mustafa Tatcı’nın tenkitli metninden, yazımları da korunarak aynen alındı. Her şiirin altında dayandığı yazmalar belirtiliyor. Bugünkü Türkçeleri bize ait; baskının sözlüğünden yararlanarak dize dize hazırladık. Kelime sayımları da bu baskıdaki 417 şiir üzerinde yaptığımız kendi sayımımıza dayanıyor. Tarihler veya mezar konusunda kaynaklar ayrıldığında her iki görüşü de kimin söylediğini belirterek veriyoruz. Bu rehber, ilahilerinin müziğini veya tarihinin ötesinde uzun öğüt şiiri Risâletü’n-Nushiyye’yi ele almıyor.
- Yûnus Emre, Mustafa Tatcı — TDV İslâm Ansiklopedisi, cilt 43 (2013), kontrol: 15 Ekim 2026
- Yunus Emre Divanı, Mustafa Tatcı’nın tenkitli metni (e-kitap sayfası, arşiv kopyası) — Kültür ve Turizm Bakanlığı e-kitap kütüphanesi, kontrol: 15 Ekim 2026
- Adnan Erzi’nin Yunus Emre’nin hayatına dair tarihli kayıt üzerine yazısı, Belleten XIV/53 (1950) — Türk Tarih Kurumu, kontrol: 15 Ekim 2026
- Hacı Bektâş-ı Velî — TDV İslâm Ansiklopedisi, kontrol: 15 Ekim 2026
- Genel Konferans Tutanakları, 25. oturum (1989), Kararlar: 15.232 — UNESCO web arşivi, kontrol: 15 Ekim 2026
- Yürütme Kurulunun 206. oturumunda önerilen 2020–2021 anma yıl dönümleri (arşiv kopyası) — UNESCO, kontrol: 15 Ekim 2026
- Genelge 2021/1: 2021 Yılının Yunus Emre ve Türkçe Yılı Olarak Kutlanması — Resmî Gazete, sayı 31380, 30 Ocak 2021, kontrol: 15 Ekim 2026
- 5653 sayılı Yunus Emre Vakfı Kanunu (2007) — mevzuat.gov.tr, kontrol: 15 Ekim 2026
- Yunus Emre Enstitüsü hakkında — Yunus Emre Enstitüsü, kontrol: 15 Ekim 2026
- E9 Emisyon Grubu Türk Lirası banknotlarındaki kişiler — Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, kontrol: 15 Ekim 2026
- Ülke sınırları ve nehirler (harita) — Natural Earth, kontrol: 15 Ekim 2026
- Yerlerin konumları (harita) — OpenStreetMap katkıda bulunanları, kontrol: 15 Ekim 2026
İllüstrasyonlar bu rehber için çizildi. Yunus Emre’yi ya da gerçek bir kişiyi göstermiyorlar. Yazma görselindeki işaretler de gerçek yazı değil.





