Osmanlı Bulgaristanı: 500 Yıllık Mirasın İzinde Bir Gezi Rehberi
İçindekiler
Gözlerinizi kapatın ve Filibe’nin (Plovdiv) Arnavut kaldırımlı sokaklarında yürüdüğünüzü hayal edin. Burnunuza taze çekilmiş Türk kahvesinin o tanıdık kokusu geliyor. Başınızı kaldırdığınızda, Roma kalıntılarının hemen yanı başında tüm ihtişamıyla yükselen Cuma Camii’nin minaresini görüyorsunuz. İşte tam o an, Osmanlı Bulgaristanı‘nı yaşıyorsunuz. Bu deneyim, tozlu tarih kitaplarından çok daha fazlası; komşumuzun kimliğine işlemiş, yaşayan bir miras.
Birçokları için Osmanlı dönemi sadece siyasi bir tarih konusudur. Ancak tarihi bağlamlar üzerine uzmanlaşmış bir editör olarak size şunu söyleyebilirim: Durum çok daha derin ve bizden. Mutfaktan dile, mimariden günlük yaşama kadar her şeye sinmiş yaklaşık 500 yıllık (1396-1878) bir ortak geçmişten bahsediyoruz. Modern Bulgaristan’ı gerçekten anlamak için milliyetçi söylemlerin ötesine geçip, bu topraklardaki silinmez izlerimize bakmamız gerekiyor.
Başlangıç: Bulgaristan Nasıl Osmanlı Oldu?
Bu hikaye bir gecede başlamadı. 14. yüzyılın sonlarında İkinci Bulgar İmparatorluğu iç çekişmelerle zayıflamıştı. Anadolu’dan yükselen bir güç olan Osmanlılar, bu boşluğu doldurdu. Dönüm noktası, Yıldırım Bayezid’in Haçlı ordularını bozguna uğrattığı 1396 Niğbolu Savaşı oldu. Vidin Çarlığı’nın da düşmesiyle, bölge yarım bin yıl sürecek bir Osmanlı idaresine girdi.
Bilmeyenler için: Bulgaristan, Osmanlı’nın Avrupa’daki kalbi olan “Rumeli”nin merkezi haline geldi. Sofya, modern Bulgaristan’ın başkenti olmadan çok önce, Osmanlı idari sisteminin kilit bir noktasıydı. Bu dönemin imparatorluk dinamiklerini daha iyi anlamak isterseniz, Tanzimat dönemi reformlarıyla bölgeyi şekillendiren Sultan Abdülmecid‘in mirasına göz atabilirsiniz.

Hilal’in Altında Yaşam: Birlikte Yaşama Kültürü
Tarihçiler bu dönemi farklı açılardan yorumlasa da, günlük hayatın pragmatik bir akışı vardı. Osmanlı İmparatorluğu, tebaasını Millet Sistemi ile yönetiyordu. Bu sistem, devlete sadık kaldıkları ve vergilerini ödedikleri sürece gayrimüslimlere kendi iç işlerinde ve dini yaşamlarında özerklik tanıyordu.
Bu uzun dönem, bugün bile hissettiğimiz inanılmaz bir kültürel sentez yarattı:
- Mutfak: Musakka, baklava, sarma ve yoğurt. Bulgaristan’da bir restorana girdiğinizde menü size hiç yabancı gelmeyecek. Bu lezzetlerin kökeni Osmanlı Saray Mutfağı‘na kadar uzanıyor.
- Zanaat: İmparatorluğun ihtiyaçlarını karşılamak için belirli şehirler belirli zanaatlarda uzmanlaşmıştı. Bakırcılar çarşısında gezerken kendinizi Gaziantep veya Safranbolu’da gibi hissedebilirsiniz.
- Mimari: Rodoplar’daki meşhur “Şeytan Köprüsü” (Dyavolski Most) gibi yapılar, Osmanlı mühendisliğinin zarafetini bugün bile sergiliyor.
Bulgar Uyanışı (Vazrazhdane) ve Ayrılık
Hiçbir imparatorluk sonsuza dek sürmez. 18. ve 19. yüzyıllarda “Bulgar Ulusal Uyanışı” başladı. 1762’de Paisiy Hilendarski’nin İstoriya Slavyanobolgarskaya (Slav Bulgar Tarihi) eserini yazması, milliyetçilik ateşini fitilledi. Hilendarski, halkını Bulgar köklerine sahip çıkmaya çağırıyordu.
Bu süreç Vasil Levski ve Hristo Botev gibi devrimcileri doğurdu ve nihayetinde 1876 Nisan Ayaklanması’na yol açtı. Ardından gelen 93 Harbi (1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı) ve 1878 Berlin Antlaşması ile modern Bulgaristan devletinin temelleri atıldı, Osmanlı hakimiyeti fiilen sona erdi.
Görülecek Miras: Tarihin Nefes Aldığı Yerler
Bugün Bulgaristan’a gittiğinizde, nereye bakacağınızı bilirseniz atalarımızın izlerini her yerde görebilirsiniz. İşte bir editör gözüyle, Osmanlı ruhunu en iyi koruyan noktalar:
1. Filibe (Plovdiv): Cuma Camii (Muradiye)
Şehrin tam kalbinde, trafiğe kapalı ana caddede Cuma Camii (Hüdavendigâr Camii) sizi karşılar. Balkanlar’daki en eski ve en büyük Osmanlı yapılarından biridir ve hala ibadete açıktır. Etrafındaki kafelerde ince belli bardakta çayınızı yudumlarken, Filibe’nin atmosferinin Bursa’daki tarihi çarşılarla ne kadar benzeştiğine şaşıracaksınız.
2. Sofya: Banyabaşı Camii
Büyük usta Mimar Sinan’ın (veya okulunun) bir eseri olan bu cami, 16. yüzyıldan beri ayakta. Bugün “Hoşgörü Meydanı” olarak adlandırılan bölgede; bir Sinagog, bir Katolik Katedrali ve bir Ortodoks Kilisesi ile aynı karede yer alıyor. Avrupa’nın ortasında ezan sesini duymak, tüylerinizi diken diken edecek bir deneyimdir.

Dil: Yaşayan Bir Arşiv
Belki de en kalıcı miras, taş binalar değil, dildir. Bugün en milliyetçi Bulgarlar bile, farkında olmadan Türkçe kökenli kelimeler kullanıyor. Sokakta yürürken kulağınıza şu kelimeler çalınırsa şaşırmayın:
- “Hayde” (Хайде): Bizim “Haydi”miz. Balkanlar’ın ortak nidasıdır.
- “Kusur” (Кусур): Hata veya eksiklik anlamında aynen kullanılır.
- “Charshiya” (Чаршия): Şehir merkezi veya pazar yeri (Çarşı).
- “Aman”: O meşhur ünlemimiz, Bulgar halk şarkılarında bile sıkça geçer.
Sonuç: Silinmeyen İzler
Osmanlı Bulgaristanı, zıtlıkların ülkesiydi. Bugün Bulgaristan, bağımsızlığıyla gurur duyan bir ülke olsa da, temellerinde beş asırlık Osmanlı harcı var. Bu ilişki karmaşık ama bir o kadar da gerçektir.
Bulgaristan’ı ziyaret ettiğinizde yabancılık çekmeyeceksiniz. Aksine, farklı bir coğrafyada kendi kültürünüzün yansımalarını, o meşhur “komşu” sıcaklığını bulacaksınız. Bu, sadece bir gezi değil, köklerinize yapılan bir yolculuk olacak.







