Sultan V. Mehmed Reşad: Kafesten Çıkan Hükümdar ve İmparatorluğun Vedası
Table of Contents
Osmanlı’nın 35. Padişahı Sultan V. Mehmed, halk arasında bilinen ve sevilen adıyla Sultan Reşad, tarihin belki de en talihsiz zamanlamalarından birinde tahta çıktı. Ağabeyi Sultan II. Abdülhamid‘in 1909’da Jön Türkler tarafından tahttan indirilmesinin hemen ardından, imparatorluğun dümenine geçtiğinde fırtına çoktan kopmuştu.
Dokuz yıl süren saltanatı, imparatorluğun kaderini mühürleyen devasa krizlerle geçti. Trablusgarp ve Balkan Savaşları’nın acısı dinmeden, Cihan Harbi’nin (I. Dünya Savaşı) ateşi dünyayı sardı. Kağıt üzerinde “Padişah” ve “Halife” oydu; ancak mühür kimde olursa olsun, asıl güç İttihat ve Terakki Cemiyeti‘nin, özellikle de Enver Paşa’nın ellerindeydi. O, çökmekte olan bir devin başında, olaylara müdahale edemeyen hüzünlü bir seyirci gibiydi.

Osmanlı Hanedanı ve Soyağacı
Sultan Reşad, Osmanlı soyunun köklü zincirinin son halkalarından biriydi. Atalarından devraldığı kan bağı silsilesi şöyledir:
Sultan V. Mehmed Reşad; Sultan Abdülmecid’in oğlu, II. Mahmud’un torunudur. Silsile I. Abdülhamid, III. Ahmed, IV. Mehmed, I. İbrahim, I. Ahmed, III. Mehmed, III. Murad, II. Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, II. Bayezid, Fatih Sultan Mehmed, II. Murad, I. Mehmed (Çelebi), I. Bayezid (Yıldırım), I. Murad, Orhan Gazi, Osman Gazi ve Ertuğrul Gazi’ye kadar uzanır.
Harem hayatında beş eşi oldu ve bu evliliklerden şehzadeler dünyaya geldi:
- Kamures Kadın: Başkadınefendi. Şehzade Mehmed Ziyaeddin Efendi’nin annesidir.
- Dürrüaden Kadın: İkinci eşi olup Şehzade Mahmud Necmeddin Efendi’yi dünyaya getirmiştir.
- Mihrengiz Kadın: Dürrüaden Kadın’ın vefatından sonra ikinci sıraya yükseldi. Şehzade Ömer Hilmi Efendi’nin annesidir.
- Nazperver Kadın: Refia Sultan adında bir kızı oldu ancak bebekken vefat etti.
- Dilfirib Kadın: Beşinci eşidir, çocuğu olmamıştır.

Kafes Ardında Geçen Bir Ömür
2 Kasım 1844’te İstanbul’un Çırağan Sarayı’nda doğan Mehmed Reşad’ın hayatı, Osmanlı şehzadelerinin makus talihi olan “Kafes Usulü” ile şekillendi. Hayatının en verimli 30 yılını sarayda kapalı, gözetim altında geçirdi. Bu sürenin dokuz yılı ise tam bir tecrit (izolasyon) halindeydi.
Siyasetten uzak tutulduğu bu uzun yıllarda kendini tasavvufa ve edebiyata verdi. Mevlevi tarikatına intisap etti ve Farsça şiirler üzerinde uzmanlaştı. Bu tecrit yılları, onu hırslı bir politikacıdan ziyade; yumuşak huylu, dindar ve naif bir derviş karakterine büründürdü. Tahta çıktığında, dünyayı yönetme hırsından çok, manevi bir kabulleniş içindeydi.
Ancak 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte “Veliaht” olarak gün yüzüne çıktı. Protokolde artık “Veliaht ı Saltanat Reşad Efendi Hazretleri” olarak anılıyor, yıllardır uzak kaldığı İstanbul halkıyla resmi törenlerde kucaklaşıyordu.

Saltanat Yılları (1909-1918): Fırtınanın Ortasında
27 Nisan 1909’da tahta çıktığında 64 yaşındaydı; bu onu Osmanlı tarihinde tahta çıkan en yaşlı padişah yapıyordu. Ancak seleflerinin aksine o, mutlak bir hükümdar değil, anayasal (meşruti) bir monarktı. İktidarın dizginleri fiilen İttihatçılardaydı.
Cülus töreninin ardından yaptığı konuşmada şu sözleri tarihe not düşüldü:
“Ben Hürriyet’in ilk Padişahıyım ve bununla iftihar ediyorum.”
Sembolik de olsa ilk icraatlarından biri saray değiştirmek oldu. Abdülhamid döneminin “baskıcı” imajıyla özdeşleşen Yıldız Sarayı’nı terk ederek Dolmabahçe Sarayı’na yerleşti. Halkla bağlarını güçlendirmek için 1911 Haziran’ında tarihi Rumeli Seyahati’ne çıktı. Trakya, Arnavutluk ve bugünkü Kuzey Makedonya topraklarını ziyaret ederek Balkanlardaki çözülmeyi önlemeye çalıştı. Tarihi mekanların ve coğrafyanın önemi hakkında daha fazla bilgi için Efes Antik Kenti Rehberi yazımıza göz atarak Anadolu’nun derin tarihine bir yolculuk yapabilirsiniz.
Cihan Harbi ve “Cihad ı Ekber”
Sultan Reşad, tabiatı gereği barışçıl bir insandı ve savaşa girmeyi asla istemiyordu. Ancak Enver Paşa liderliğindeki hükümet, Almanya ve Avusturya Macaristan safında savaşa girmeyi kaçınılmaz hale getirdi. “Halife” sıfatıyla, 14 Kasım 1914’te Fatih Camii’nde okunan fetva ile İtilaf Devletleri’ne karşı “Cihad ı Ekber” ilan etmek zorunda kaldı. Bu, tüm dünya Müslümanlarını İngiliz ve Fransız sömürgeciliğine karşı ayaklanmaya çağıran son büyük imparatorluk hamlesiydi.

Alman İmparatoru II. Wilhelm’in 1917’de İstanbul’u ziyareti, müttefiklik ilişkilerinin zirvesiydi. Sultan Reşad, dostunu sadakatle ağırladı. Ancak cephelerden gelen haberler hiç de parlak değildi. İmparatorluk; Ortadoğu ve Balkanlar’da kan kaybediyordu. Savaşın lojistik boyutu ve denizlerdeki mücadele o dönemde hayati önem taşıyordu; günümüzde denizcilik teknolojimizin geldiği noktayı görmek için Sefine Tersanesi 2026 raporumuza bakabilirsiniz.
Vefatı ve Bir Devrin Sonu
Allah, o naif şaire bir lütufta bulundu ve imparatorluğun fiilen parçalandığı Mondros Mütarekesi’ni görmeden ruhunu teslim etti. Sultan Reşad, 3 Temmuz 1918’de, savaşın bitimine aylar kala 73 yaşında kalp yetmezliğinden vefat etti. Bugün Eyüpsultan’da, kendi yaptırdığı türbesinde, çok sevdiği Eyüp Sultan Hazretleri’ne komşu olarak yatmaktadır.
Vefatından sonra yerine kardeşi Sultan VI. Mehmed Vahideddin geçti. Vahideddin Han, Osmanlı’nın son padişahı olarak tarihe geçecek ve imparatorluk yerini genç Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakacaktı. Tarihin bu keskin dönemeçleri ve siyasi değişimlerin analizi, günümüz siyasetini anlamak açısından da önemlidir; nitekim 28 Mayıs 2023 Seçim Sonuçları analizimizde de gördüğümüz gibi, Türkiye’nin yönetim geleneği her dönemde büyük değişimlere sahne olmuştur. Sultan Reşad’dan geriye ise, çöken bir imparatorluğun enkazı altında ezilmemeye çalışan, nazik bir beyefendinin hüzünlü hatırası kaldı.








