/

Sultan II. Abdülhamid

Sultan II. Abdülhamid, zor bir dönemde devlet yönetimini devraldığı ve döneminde birçok krizle karşı karşıya kaldığı için Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli ve ünlü padişahlarından biri olarak kabul edilir.

Yaklaşık 33 yıl Osmanlı İmparatorluğu’nu yöneten II. Abdülhamid padişahlığı sırasında, Çanakkale bölgesinin savunmasını güçlendirme, eğitimi yaygınlaştırma, okul açma ve fabrika kurma gibi faaliyetlerinin yanı sıra Hicaz Demiryolu gibi birçok başarıya imza atmıştır.

Sultan II. Abdülhamid (1)

Sultan II. Abdülhamid’in soyu ve ailesi

Sultan II. Abdülhamid’in Osmanlı Hanedanlığı içinde Ertuğrul Gazi’ye kadar olan soy şeceresi:

Ertuğrul Gazi oğlu Osman Gazi oğlu Orhan Gazi oğlu I. Murad oğlu I. Bayezit oğlu Mehmed Çelebi oğlu II. Murad oğlu Fatih Sultan Mehmed oğlu II. Bayezıt oğlu Yavuz Sultan Selim oğlu Sultan Süleyman oğlu II. Selim oğlu III. Murad oğlu III. Mehmed oğlu Ahmed oğlu İbrahim oğlu IV. Mehmed oğlu III. Ahmed oğlu II. Mahmud oğlu Abdülmecid oğlu II. Abdülhamid’dir.

Sultan II. Abdülhamid’in evlilikleri:

  • Nazikeda Kadın
  • Bedrifelek Kadın
  • Nurefsun Kadın
  • Bidar Kadın
  • Dilpesend Kadın
  • Mezide Mestan Kadın
  • Emsalinur Kadın
  • Müşfika Kadın
  • Sazkar Hanım
  • Peyveste Hanım
  • Fatima Basind.
  • Pesend Hanım
  • Behice Hanım
  • Saliha Naciye Hanım

Sultan II. Abdülhamid’in saltanattan önceki hayatı

Sultan Abdülhamid’in annesi on yaşında vefat ettiği için kendisi Piristû Kadınefendi tarafından büyütülmüştür.

Şehzade, genç yaşta Osmanlıcanın yanı sıra Arapça, Farsça ve Fransızca dillerini öğrenmiş, hadis ilminde Sahih-i Buhari eserini çalışmıştır.

Padişah ayrıca Maarif Nazırından siyaset ve iktisat derslerinin yanı sıra edebiyat, İslami ilimler, şiir, tasavvuf, hat ve musiki üzerine de eğitim görmüştür.

Şehzade Abdülhamid, amcası Sultan Abdülaziz ile birlikte Mısır ve Avrupa seyahatlerine çıkmış, yaklaşık bir buçuk ay yurtdışında vakit geçirmiştir.

Padişah, babası Sultan I. Abdülmecid döneminde ticarete atılmış ve binicilik sporuna büyük ilgi göstermiştir.

Kızı Ayşe Sultan’ın onun için söylediği gibi, dine olan düşkünlüğü ile tanınmıştır:

Babam beş vakit namazını kılardı, Kur’an okurdu. Gençliğinde Şâzeliyye tarikatına tabi olmuş, özellikle Ramazan ayında camileri sık ziyaret ederdi.

Sultan II. Abdülhamid gençliğinde

Sultan II. Abdülhamid dönemi

Başlangıç

Sultan Abdülhamid’in saltanatı, kardeşi Sultan Beşinci Murad‘ın yerini alması ile 31 Ağustos 1876’ya tekabül eden H. 1293 Şaban ayının on birinde başladı.

Padişah, ağabeyi V. Murad’ın amcası Sultan Abdülaziz’e karşı yapılan darbeden sonra zihinsel bir çöküş yaşamasının ardından iktidara gelmiştir.

Sultan Abdülhamid tahta geçmesi ile Ebu Eyyub el-Ensari’nin mezarına gitmiş ve İstanbul’un fethinden bu yana süren bir gelenek olan Kılıç Kuşanma merasimini burada gerçekleştirmiştir.

Padişah daha sonra babası Sultan I. Abdülmecid’in türbesini, ardından Fatih Sultan Mehmed’in türbesini, ardından dedesi II. Mahmud ve amcası I. Abdülaziz’in türbesini ziyaret etmiştir.

Sultan Abdülhamid

Osmanlı İmparatorluğu’nun büyük mali sorunlarla karşı karşıya kaldığı ve Balkanlar’da milliyetçi unsurların ateşlediği kanlı ayaklanmalar nedeniyle II. Abdülhamid zor bir dönemde iktidara gelmiştir.

Padişah, saltanatının ilk gününden itibaren, en önemlisi ayrılıkçı fikirlerin yayılması ve mali krizler olmak üzere pek çok zorlukla karşı karşıya kalmıştır.

Sultan II. Abdülhamid, saltanatının ilk iki yılında gerçek yetkilere sahip değildi, çünkü Batı yanlısı kimliğiyle tanınan Mithat Paşa, Birinci Meşrutiyeti ilan ettikten sonra tüm önemli konularda son söz sahibi olan kişiydi.

Osmanlı İmparatorluğu, Abdülhamid’in tahta çıkmasından yalnızca bir yıl önce iflasını ilan etmişti.

Bosna-Hersek, Bulgaristan, Karadağ ve Sırbistan’da yaşanan huzursuzluk ve ayaklanmalar devam ediyordu.

Rus-Osmanlı Savaşı

Avrupa ülkeleri, gayri-müslimlere haksızlık yapıldığını öne sürerek öne sürerek Osmanlı Devleti üzerinde baskı kurmaya çalışmışlar, gayri-müslümlerin durumlarının iyileştirilmesini talep etmişlerdir. Bu girişimler, Osmanlı meclisi tarafından devletin egemenliğine açık bir müdahale olarak değerlendirilmiştir.

Meclis-i Mebûsan, Rusya’nın Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmek için bahane olarak kullandığı bu girişimleri kabul etmemiştir.

Sultan Abdülhamid, devletin savaşa giremeyeceğini bildiğinden Rusya ile barış yapma eğilimindeydi, ancak Mithat Paşa, padişahın bu arzusunu göz ardı ederek yine de savaşı ilan etmiştir.

Rusya, Romanya ve Bulgaristan’ı işgal edip Edirne’ye ulaştığında, savaş Osmanlı İmparatorluğu için büyük bir felakete dönüşmüştür.

Rus kuvvetleri İstanbul’a bir kilometreye kadar yaklaşmış, Rusya Anadolu’yu işgal ederek başkenti her yönden kuşatmıştı.

Yenilginin ağırlığı altında Osmanlı İmparatorluğu Rusya ile, hükümleri adil olmaktan oldukça uzak olan Ayastefanos Antlaşması’nı imzalamak zorunda kaldı. Anlaşmanın bazı hükümleri şöyleydi:

  • Karadağ, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan’ın bağımsız olması.
  • Rusya’ya 250 milyon altın lira tazminat ödemesi, devletin iflası durumunda Rusya’ya arazi ile ödeme yapılması.
  • İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının hem barış hem de savaş zamanında Rusya’ya açılması.
  • Girit Hristiyanlarını ve Ermenileri koruma taahhüdü.
  • Rusya’ya 6 adet Osmanlı savaş gemisi verilmesi.

Sultan Abdülhamid bu hükümleri kabul etmemek için çok direnmiş ancak sadece devletin savaş gemilerini vermemesi için son maddeyi engellemeyi başarmıştır.

Rus-Osmanlı Savaşı

Meclis-i Mebûsan’ın kapatılması ve iktidar değişikliği

Devletin uğradığı ezici yenilginin ardından Sultan, meclisi kapatmaya, anayasayı askıya almaya ve iktidarı tamamen kendi eline almaya karar verdi.

Yunan-Osmanlı Savaşı

Yunanistan’ın, Osmanlı kontrolündeki Girit adasının kontrolünü ele geçirme girişimi nedeniyle, 1897’de Osmanlı İmparatorluğu ile Yunanistan arasında bir savaş çıktı.

Yunanistan’ın adayı işgal etmesi üzere Osmanlı İmparatorluğu, adaya savaş açtı.

Savaş, adanın bazı büyük devletlerden oluşan bir idarenin kurulması ile sonuçlanmış, aşağıdaki şartlarda anlaşılmıştır:

  • Teselya’nın Osmanlı idaresinden çıkması
  • 4 milyon Osmanlı lirası savaş tazminatı ödenmesi
  • Girit adası Büyük Devletlerin kontrolüne geçmiştir
  • Osmanlı kuvvetlerinin Yunanistan’ın işgali altındaki topraklarından tüm şartlar yerine getirilinceye kadar çekilmemesi

Osmanlı Devleti’nin Sultan II. Abdülhamid yönetimindeki durumu

Ekonomik durum

Sultan Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetimine geçtiğinde devletin 2 milyar Osmanlı lirası borcundan dolayı son derece çetin bir durumla karşı karşıyaydı.

Mali reformlar

  • Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşık 2 milyar olan borcu 100 milyon Osmanlı lirasına kadar düşürülerek borçların onda dokuzunun ödenmesi
  • Şehzadeler ve bakanların maaşlarının düşürülmesi
  • Küçük çaplı mali ödeneklerin özel hazine yerine Maliye Bakanlığı’na devredilmesi
  • Banka kurulması
  • Ana para birimi olarak altın ve gümüşe güvenin andırılması

Ticari reformlar

  • İthal mallar yerine iç ticaretin teşvik edilmesi
  • Tarımsal ihracatın artırılması
  • Hayati demiryolu, karayolları ve altyapıların kurulması

Tarım reformları

  • Ziraat Bankasının kurulması, çiftçilere finansman sağlanması
  • Tarım ürünlerinin hareket kolaylığına büyük katkı sağlayan Hicaz Demiryolu’nun yapılması
  • Orta ve küçük işletmeler konseptinin geliştirilmesi
  • Tarımsal ürünlerin çeşitlendirilmesi
  • En son tarım gelişmelerini öğretmek için bir tarım okulu kurulması
Ziraat Bankası

Osmanlı İmparatorluğu’nun birçok alanda dramatik bir şekilde gerilemesine rağmen, Sultan Abdülhamid dönemi, genel olarak gerileme döneminde ekonomik ilerlemenin zirvesi olarak kabul edilir.

Sultan Abdülhamid birçok zorlukla karşılaşmış ancak bunları beceri ve dirayetiyle yönetebilmiştir. Bu da devletin tüm topraklarında ekonomik bir canlanmaya yol açmıştır.

Eğitim

Sultan II. Abdülhamid döneminde eğitim büyük bir rönesansa tanık olmuştur, zira kendisi eğitime önem veren ve bu alanda gelişmelere imza atan padişahlar arasındadır.

Padişah, Osmanlı tarihindeki en büyük eğitim seferberliğine öncülük etmiş, okullar ve üniversiteler açarak eğitim müfredatlarını güncelleştirmiştir.

Abdülhamid, orta ve yüksek okullar ve teknik enstitüler kurarak eğitim programlarını ve bilimsel içerikleri modernleştirmiştir.

Sultan II. Abdülhamid döneminde açılan önemli okullar şunlardır:

  • Kraliyet Mali İşler Okulu
  • Hukuk Okulu
  • Güzel Sanatlar Okulu
  • Ticaret Okulu
  • İnşaat Mühendisliği Okulu
  • Şam Tıp Fakültesi
  • Veterinerlik Okulu
  • Polis Okulu
  • Gümrük Okulu
  • Tıp Okulu
  • Ziraat Okulu
  • Deniz Ticaret Okulu
  • Özel Eğitim Okulu
  • Dil Okulu
  • Maden Okulu
  • Ev Ekonomisi
  • Sanat Evleri
  • Kadın Sanat Okulları

1877’de İstanbul’da sadece 200 modern sıbyan mektebi varken, 1905’te sıbyan mektebi sayısı 9.000’e çıkmıştır.

Sultan Abdülhamid döneminde eğitim

Abdülhamid devrinde okulların yanı sıra Yıldız ve Bayezid kütüphaneleri ve Eski Eserler Müzesi ile Askeri Müze açılarak birçok müze ve kütüphane topluma kazandırılmıştır.

Sultan II. Abdülhamid döneminde genel olarak 18 meslek okulu ve yüzlerce ilk, orta ve askeri okul kurulmuştur.

Bu dönemde Osmanlı okulları, Avrupa’nın eğitim ve öğretim tekniklerini kullanmakla birlikte Osmanlı kimliğini ve İslam ahlakını da öğrencilere kazandırmayı hedeflemişlerdir.

Yargı reformları

Sultan II. Abdülhamid döneminde, mahkemelere donanımlı insan yetiştirmek için kurulan Hukuk Mektepleri ile yargısal anlamda büyük bir reforma imza atılmıştır.

Mevcut hukuk sistemini denetleyen Adalet Bakanlığı yeniden düzenlenirken, Şeri mahkemeler Şeyhülislam’ın otoritesine bağlı kalmıştır.

Hukuk mahkemelerinin görev alanları tanımlanmış, her eyalet için müfettiş, ve istinaf mahkemelerine cumhuriyet savcılarının atanmasına ek olarak yargı düzenlemeleri yapılmıştır.

Özellikle ticari faaliyeti yoğun olan eyaletlere Yargıtay ile asliye ve ticaret mahkemeleri kurulmuş, yargı ile ilgili icra kanunları çıkarılmıştır.

Siyasi atmosfer

Ülke devrimler, ayaklanmalar ve bağımsızlık talepleri sebebiyle karmaşa içindedir, siyasi bir kaos hali ülkeye hakimdir.

Sultan Abdülhamid birçok reform yaparak ve azınlıkların ekonomik ve insani haklarını iyileştirerek çözümler üretmiştir ancak önceki dönemlerin bakiyesi birçok problem nedeniyle devlet sürekli toprak kaybetmiştir.

Abdülhamid döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun kaybettiği toplam toprak, yaklaşık bir buçuk milyon kilometrekare kadardır.

Sultan Abdülhamid döneminde Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılan en önemli ülkeler şunlardır:

  • Mısır
  • Tunus
  • Sudan
  • Romanya
  • Kıbrıs
  • Sırbistan
  • Bulgaristan
  • Bosna Hersek
  • Karadağ

Herzl kendisinden İsrail’i Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde kurma izni istemişse de Sultan Abdülhamid, Filistin’i Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olarak bu arzudan koruyabilmiştir.

İslam birliği siyaseti

Sultan II. Abdülhamid, İslam birliği ilkesini öne çıkarmış ve her yerde yaşayan Müslümanların tek bir sistemde birleşmelerini istemiştir.

Sultan Abdülhamid, İngiliz işgali altındaki Hindistan Müslümanları, Avusturya Müslümanları, Arnavutlar, Rusya Müslümanları, Tatarlar ve Kürtler ve Fransa Müslümanları ile görüşmüştür.

Bunun yanı sıra Padişah, İslam dünyasını birbirine bağlamak ve Hac yolculuğunu kolaylaştırmak için Hicaz Demiryolu ile Bağdat Demiryolu’nu kurmuştur. Dünya Müslümanları, Hicaz demiryolu projesinin finansmanına katkıda bulunmuştur.

Müslümanlar, Yunan Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu’nun zaferini kutlarken İslam birliği büyük başarı elde etmiştir.

Sultan Abdülhamid’e suikast girişimi

Abdülhamid, tahtta geçirdiği süre boyunca kendisine çeşitli suikast girişimleri olmuştur. Bunlardan en göze çarpanı bombalı olanıydı. Bu suikast girişimi sırasında bazı Ermeni isyancılar, padişahın Cuma namazını kıldığı caminin eşiğine bomba bırakmış ancak Şeyhülislam bazı meseleler hakkında Padişahla konuşmak için onu birkaç saniye oyaladığı için Sultan Abdülhamid hadiseden zarar görmeden kurtulmuştur.

Operasyonun failleri tutuklanmış, aralarında Joris adında bir Belçikalı bomba yapımcısının da olduğu anlaşılmıştır.

Padişah Joris’i cezalandırmamış, bunun yerine ona maaş bağlayarak Osmanlı İmparatorluğu için casusluk yapması üzere Avrupa’ya göndermiştir.

Sultan Abdülhamid'e suikast girişimi

Askeri durum

Sultan II. Abdülhamid, ordunun silahlarını yenilemenin gerekliliğini 19. yüzyılın sonlarında, Avrupa’daki silah endüstrisinin hızlı gelişimine bakarak anlamıştı.

Sultan Abdülhamid dönemi, askeri okullarda reformlar yapılan, son askeri teknolojilerin benimsendiği ve genç subayların yetiştirilmesi için temel gereksinimlerin yerine getirildiği bir dönemdir.

Topçu birliğinin modernizasyonu

Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı topçu sistemini yeni teknolojiler ile teçhiz etmiş, yeni toplar kurdurarak ve savunmasını güçlendirerek Çanakkale Boğazı’nı rakip kuvvetlerden korumaya yönelik stratejik bir plan geliştirmiştir.

Hamidiye süvari alayı

Sultan Abdülhamid, çoğu Sünni Kürt olan, iyi silahlanmış Hamidiye Süvari Tugaylarını kurmuştur.

Hamidiye süvarileri, Osmanlı-Rus sınırını muhafaza ederek Osmanlı İmparatorluğu’nun güneydoğu eyaletlerini korumuştur.

Hamidiye Süvari (1)

Abdülhamid’in denizaltısı

Sultan Abdülhamid, 1881’de hizmete giren modern, devasa bir denizaltını inşa ettirmek için İngiltere’den bazı fabrikalarla anlaşmıştır.

Abdülhamid’in denizaltısı, su altında canlı torpido fırlatabilen dünyadaki ilk denizaltıdır.

Abdülhamid'in denizaltısı

Sultan II. Abdülhamid’in Projeleri

Hicaz Demiryolu

Hicaz Demiryolu, ekonomik bakımdan ve hizmet bakımından etki alanı düşünüldüğünde eşsiz bir proje olarak tanımlanmakta ve Sultan II. Abdülhamid dönemi ile özdeş bir proje olarak öne çıkmaktadır.

Hicaz Demiryolu Projesi, İslam dünyasından toplanan finansmanı ve inşaatının ve tasarımının yerel insan kaynağı ile yapılması nedeniyle tamamen yerel bir girişimin sonucuydu.

Hicaz Demiryolu İslam dünyasının parçalarını birbirine bağlamış ve Mekke ile Medine arasındaki seyahat süresini 50 günden sadece 5 güne indirmiştir.

Yolların inşaatı

Sultan II. Abdülhamid dönemi yol yapımında büyük gelişmelere sahne olmuş ve bu yollardan en önemlisi 12.000 km uzunluğa ulaşan Samsun-Bağdat karayolu olmuştur.

Yol yapıldıktan sonra Samsun genişledikçe ve nüfusta büyük bir artış yaşandıkça, yollar şehirlerin büyük ölçüde büyümesine ve gelişmesine izin vermiştir.

Bursa’yı diğer şehirlere bağlayan birkaç karayolu da bu dönemde inşa edilen önemli yollar arasındadır.

Sağlık ve yardımlaşma projeleri

Sultan Abdülhamid devrinde, en önemlisi Şişli Çocuk Hastanesi olmak üzere birçok hastane kurulduğu gibi çok sayıda sağlık ve yardımlaşma projesi de geliştirilmiştir.

Darülaceze, 27.000 metrekarelik bir alana kurularak Sultan Abdülhamid Han döneminin en önemli hayır projelerinden biri olarak kabul edilmiştir.

Darülaceze, yetim, yaşlı, engelli, bakıma muhtaç, sokağa terk edilmiş 0-6 yaş arası çocukların barındığı, din, dil, ırk, sınıf, mezhep ve cinsiyet ayrımı yapmaksızın tüm ihtiyaçlarının karşılandığı çok amaçlı bir komplekstir.

Sultan Abdülhamid Darülaceze

Telgraf ve telefon hatlarının genişletilmesi

Sultan Abdülhamid döneminde telgraf hatları uzatılmış, Posta ve Telgraf İdaresi kurulmuştur (bugünün PTT’si ).

Sultan’ın imparatorluk genelinde iletişim kurmak için hatların genişletilmesini emretmesi, Avrupa’da telefon kullanımının başlamasından yalnızca 5 yıl sonra olmuştur.

Hava durumu takip etmek için çeşitli hava istasyonları kurulmuştur.

Diğer projeler

Sultan II. Abdülhamid dönemi pek çok sanayi ve hizmet projesine sahne olmuştur. Bunların en önemlileri:

  1. Şam’da elektrikli tramvay yapılması.
  2. Arkeoloji Müzesinin açılması.
  3. Hukuk Fakültesinin kurulması.
  4. Denetim Bürosunun (Denetim Bürosu) kurulması.
  5. Güzel Sanatlar Fakültesinin açılması.
  6. Ticaret Fakültesinin açılması.
  7. Mühendislik Fakültesinin açılması.
  8. Terkos su yolunun haritalandırılması.
  9. Bursa İpekhan .
  10. Bursa Demiryolunun hizmete girmesi.
  11. Kudüs Demiryolunun İşletilmesi.
  12. Ankara Demiryolunun İşletilmesi.
  13. Hamidiye Kağıt Fabrikasının kurulması.
  14. Kadıköy Gazan’ın kuruluşu.
  15. Beyrut’ta bir liman ve rıhtım inşa edilmesi.
  16. Osmanlı Sigorta Şirketinin kurulması
  17. Kadıköy şehir su sisteminin kurulması.
  18. Selanik Demiryolunun faaliyete geçirilmesi.
  19. Şam Demiryolunun işletilmesi.
  20. Eskişehir-Kütahya Demiryolunun işletilmesi.
  21. Galata İskelesi inşası.
  22. Beyrut Demiryolunun işletmeye alınması.
  23. Mum fabrikasının kurulması.
  24. Afyon-Konya Demiryolunun işletilmesi.
  25. Sakız Adası’nda bir liman ve rıhtım inşası.
  26. Tuna Nehri’nde Demirkapı Kanalının açılması.
  27. Şam-Halep demiryolunun işletmeye alınması.
  28. Hicaz Telgraf hattının kurulması.
  29. Hama Demiryolunun işletilmesi.
  30. Basra-Hindistan telgraf hattının Beyoğlu’na bağlanması.
  31. Selanik’e liman ve rıhtım inşası.
  32. Haydarpaşa liman ve iskelesinin inşası.
  33. Madencilik okulunun açılması.
  34. Şam’da Tıp Fakültesi kurulması.
  35. Haydarpaşa Askeri Tıp Fakültesinin kurulması.
  36. Trablus-Bingazi. arasında telgraf hattının kurulması.
  37. Konya Ereğli’de demiryolu hizmetinin açılması.
  38. Trablus Radyosunun kurulması.
  39. Ülke genelinde radyo istasyonlarının kurulması.
  40. Medine Telgraf hattının kurulması.

Hayata geçmeyen projeler

Sultan Abdülhamid döneminden, bazı imkansızlıklar ve Abdülhamid’in görevinden azledilmesi nedeniyle hayata geçirilemeyen pek çok proje vardır. Bunlardan bazıları:

  • Haliç Köprüsü İnşaatı
  • Yemen Demiryolu inşaatı (İtalya’nın Shibana limanının bombalanması nedeniyle inşaat durdurulmuştur)
  • Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan, boğazın altından geçen bir tren hattı inşa etmek (şu anda Marmaray metro hattı )
  • Galata Köprüsü Projesi
  • Galata Süleymaniye Asma Köprü Projesi
  • Büyük Osmanlı Bahçesi Projesi
  • Gemileri taşımak için bir demiryolu projesi
  • Yıldız Parkı ve Demiryolu Projesi
  • Akabe Körfezi, Ölü Deniz ve Akdeniz’i birbirine bağlayan bir demiryolu projesi
  • Menderes Nehri projesi
  • Berlin Hastane Projesi
  • Deniz suyunu içilebilir suya dönüştürmeye yönelik proje
Sultan Abdülhamid Projeleri 1

Sultan II. Abdülhamid ve Filistin

Sultan II. Abdülhamid döneminde, “Padişah iktidara geldiği yıl” MS 1876’da, dünyanın dört bir yanındaki Filistin’e ilk Yahudi göç hareketleri başlamıştır. Haim Kudela, Yahudileri barındırmak için Filistin’de büyük topraklar satın almayı teklif etmişse de Sultan bu teklifi reddetmiştir.

Sultan’ı da ikna etme girişimlerinde başarısız olan Siyonistler çareyi Amerika’nın İstanbul büyükelçisinden yardım istemekte bulmuştur.

Yahudiler, Rus Çarı II. Aleksandr’a karşı düzenlenen bir suikaste karışmakla itham edildikten sonra Rusya topraklarında zulüm görmüş, ardından iltica edecekleri yerler aramaya başlamışlardır. Bunun üzerinde Sultan Abdülhamid, zulme uğrayan Yahudileri Filistin toprakları hariç devletin tüm topraklarına kabul etmeye başlamıştır.

Sultan Abdülhamid, Osmanlı Devleti’nin her yerden zulme uğrayanları memnuniyetle kabul edeceğini, ancak Filistin’de bir Yahudi devletinin kurulmasını asla hoş karşılayamayacağını ifade etmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu Yahudilerin Filistin’e girişini tamamen yasaklamış ancak Avrupa devletinin baskıları üzerine Yahudilerin Kudüs’te 3 aya kalmasına izin vermiştir.

Padişah, devlet arazileri de dahil olmak üzere Filistin’deki herhangi bir arazinin Osmanlı vatandaşı dahi olsa bir Yahudi’ye satışını kesin şekilde yasaklayan bir kararname çıkarmıştır.

Sultan Abdülhamid ve Theodor Herzl

Siyonist hareketin lideri Theodor Herzl, Sultan Abdülhamid’i ziyaret ederek kendisine Filistin’de Yahudiler için özerk bir ulusal yurt vermesi için ikna etmeye çalışmış ve karşılığında şunları teklif etmiştir:

  • Ermeni sorununun çözülmesi için yardım etmek
  • 15 milyon sterlin değerinde “yaklaşık 150 bin kilogram altın” vermek
  • Dünya basınında Osmanlı İmparatorluğunun imajını iyileştirmek

Sultan II. Abdülhamid, Herzl’in Yahudilere özerk bir alan verilerek Osmanlı İmparatorluğu içinde bir Yahudi devleti kurma teklifini reddetti.

Ancak Sultan Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm borçlarının ödenmesi karşılığında Yahudilerin Küçük Asya ve Irak’a göçüne izin vermeyi kabul etmiştir.

Theodor Herzl, Sultan Abdülhamid’in teklifini reddetmiş ve padişaha bir milyon pound (yaklaşık bin kilo altın) teklif ederek rüşvet vermeye çalışmıştır.

Dr. Herzl’e bu konuda ciddi adımlar atmamasını tavsiye edin, çünkü onu kazanmak için mücadele eden İslam ümmetinin malı olan bu toprağın bir karışından vazgeçemem. Yahudiler, Hilafet devleti dağılırsa, Filistin’i kendi kanlarıyla bedelsiz olarak alabilirler, ama ben hayattayken neşterle bir uzvumun alınması benim için daha kolay olacaktır. Filistin’in İslam devletinden koparıldığını görmek, henüz hayattayken otopsimizin yapılması gibidir ki buna asla izin vermem.

Sultan’ın Siyonist tekliflere mütemadiyen olumsuz yanıt vermesine rağmen, Siyonist hareket Filistin topraklarını kontrol etme ve buraya Yahudi göçünü artırma girişimlerine ara vermedi, Herzl duraklamaksızın bu uğurda teşebbüslerde bulunmaya devam etti.

1902’de Herzl, Sultan Abdülhamid’den Kudüs’te bir İbrani üniversitesi kurmak için izin istedi, ancak Sultan bu teklifi kesin olarak reddederek böyle bir üniversitenin kurulmasını yasakladı.

1903’te Siyonist hareket ilk konferansını Filistin’de gerçekleştirme girişiminde bulundu. Bunun üzerine Abdülhamid Siyonistlerin buradaki siyasi emellerine tümüyle vakıf olmuştur.

Sultan II. Abdülhamid, Filistin’in sadık savunucularından biri olarak Siyonist hareketin Filistin’i kontrol etme girişimini akıllıca engellemeye çalışmıştır. İktidardan indirilip Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne ve sonrasında Filistin’in işgaline kadar bu çabasında muvaffak olduğunu söyleyebiliriz.

Sultan II. Abdülhamid 2

Sultan Abdülhamid’in saltanatının sonu

1908 yazında, Jön Türkler önderliğinde ayaklanmalar patlak verince meclis 1876’da askıya alınarak anayasa reformu ve meclisin yeniden açılması talep edildi.

Padişahın karşı çıkmasına rağmen, o dönemde devlet için ezici bir yenilgiye yol açan Osmanlı Devleti’nin Rusya ile kıyıcı bir savaşa girmesi üzerine Sultan Abdülhamid tahta geçince meclisi kapatmış ve anayasayı askıya almıştı.

Padişah, Meclis’i yeniden açtı ve bir konuşmada, halkın temsilcilerini seçebilmesi için herkes yeniden eğitim ve öğretime kadar Meclis’in kapatıldığını doğruladı.

31 Mart Olayı

Ordunun birçok üyesi anayasanın yeniden yapılmasına ve parlamentonun açılmasına karşı çıktı ve ordunun bazı üyeleri, anayasayı ve parlamentoyu ortadan kaldırmak için bir kalkışma gerçekleştirmek isteyince iki cephe oluştu.

Ordudaki iki fraksiyondan biri Harekat Ordusu olarak adlandırılan ve anayasanın korunmasını talep eden grup, diğeri ise buna karşı çıkan gruptu.

Anayasayı isteyen ordu Balkanlar’dan ilerleyerek İstanbul’u kuşattı ve ardından Nazım Paşa komutasındaki başkenti bastı.

Sultan II. Abdülhamid tahttan indirilmesi

Selanik ordusu hareket edip İstanbul’a girdikten sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti Sultan Abdülhamid’e karşı 4 suçlamada bulundu:

  • 31 Martın tertibi
  • Kuran’ın yakılması
  • Savurganlık
  • Adaletsizlik ve kan dökülmesi

Padişah, 31 Mart olayıyla bağlantısı olmadığını, Kuran’la ilgili olarak da dindar bir Padişah olarak Kuran’ı yakmanın imkansızlığını olduğunu ifade etmiştir.

Sultan Abdülhamid, saltanatı sırasında Kuran’ın nüshalarının ehil olmayan kişilerce çoğaltılmasına engel olmak için Kuran’ın basımını devletin yetkisi alanı ile sınırlandırmış ve Kuran’ı dileyenlere ücretsiz olarak dağıtmıştır.

Bu kararın ardında Kuran’ı denetim ve incelemeden geçirmeden basmaya devam kalkışan tüccarlar vardı.

Bu şekilde basılan bazı Kur’an-ı Kerimler, ticaretin önüne geçmek ve sahihliğinden şüphe edildiği için toplanmış, yakılmış ve külleri gömülmüştür.

Meclis toplanarak padişaha yönelik suçlamaları onaylamış ve görevden alınarak kardeşi V. Mehmed‘in saltanatı devralmasını hükmetmiştir.

Ermeni Aram, Bahriye feriği Laz Ârif Hikmet, Selânik mebusu Yahudi Karasu ve Draç mebusu Arnavut Esad Toptani’den oluşan bir heyet, padişaha görevden ve hilafetten alındığını bildirmek için görevlendirilmişti.

Sultan, günlüğünde bu olayla ilgili şu cümlelere rastlanmıştır:

Beni üzen, iktidardan uzaklaştırılmak değil, Esad Paşa’nın haddini aşan bu sözlerinin ardından karşı karşıya kaldığım saygısız muameledir ve onlara: Meşruiyete ve cumhurun kararına boyun eğiyorum dedim. 31 Mart’ta patlayan olaylarla ne uzaktan ne de yakından en ufak bir ilgim olmadığı içi Meclis şahsıma karşı ağır bir sorumluluk almıştır.

Padişah, görevden alındığını bildirmek üzere görevlendirilen ekibin içinde Yahudi Emmanuel Qrasso’yu gördüğüne çok şaşırarak

Hilafet ile ilgili bir kararı tevdi eden bir grupta bu Yahudi’nin işi nedir? Ve bu adamı ne niyetle önüme getirdiniz?

ifadelerini kullanmıştır.

Padişah, azledilmesinin ardından Şazelî tarikatındaki şeyhi Şeyh Mahmud Ebu Şamat’a yazdığı bir mektupta, görevden alınmasının sebebini:

Filistin’de Yahudiler için bir devlet kurulmasını reddetmesi sebebiyle Siyonist hareketin İttihat ve Terakki ile işbirliği içinde nu darbeyi tertip ettiği

şeklinde ifade etmiştir.

Ve Sultan’ın mesajı şu şekilde geldi:

En Merhametli Tanrı’nın adıyla,

Hamd, alemlerin Rabbi Allah’a, salât ve selâmların en güzeli alemlerin Rabbinin peygamberi efendimiz Muhammed’e ve onun âline, ashabına ve kıyamet gününe kadar ashâbına olsun.

Şâziliyye tarikatının şeyhine, can ve hayat pınarına, zamanının insanlarının şeyhi Şeyh Mahmud Efendi Ebi el-Şamat’a dilekçemi sunuyor, salih dualarını umarak mübarek ellerini kabul ediyorum.

Sayın

Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla gece gündüz sürekli Şazelî Avrads’ı okuyorum. Ve yine de içten davetlerinize kalıcı olarak ihtiyacım olduğunu teklif ediyorum.

Bu girişten sonra, tarihe bir emanet olarak şu önemli konuyu sizlerin rehberliğine ve sizin gibi hoşgörülü ve aklı başında insanlarına arz ediyorum:

(John Turk) olarak bilinen İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başkanlarının taciz ve tehditleri nedeniyle hilafetten ayrılmak zorunda kalmamın dışında hiçbir sebeple İslam hilafetinden vazgeçmedim.

Bu İttihatçılar, Yahudiler için Kutsal Topraklar’da (Filistin) bir ulusal yurt kurulmasını onaylamamda ısrar ettiler ve ısrarlarına rağmen bunu kabul etmedim ve sonunda (150) yüz elli milyon İngiliz sağlayacağına söz verdiler. pound altın, ben de reddettim ve onlara dedim ki:

“Bu dünyanın doluluğunu altınla öderseniz – 150’ye ek olarak yüz elli İngiliz Sterlini altın, bunu kesin olarak kabul etmeyeceğim. Otuz yılı aşkın bir süredir Müslüman cemaatine ve Ümmet’e hizmet ettim, Osmanlı padişahlarından ve halifelerinden Müslümanların, babamın ve dedemin itibarına hakaret etmeyeceğim. Bu yüzden teklifinizi kabul etmeyeceğim. ”

Kesin cevabımdan sonra beni indirmeyi kabul ettiler ve beni Selanik’e sınır dışı edeceklerini söylediler, ben de bu son görevi kabul ettim.

Osmanlı devletinin ve İslam aleminin, Kutsal Topraklar’da, yani Filistin’de bir Yahudi devleti kurma görevlerinden doğan bu ebedi utançla lekelenmesini kabul etmediğim için Allah’a hamd ve şükürler olsun. Bu önemli konuda sunduklarımın yeterli olduğunu düşünüyorum ve bu mektubu onunla bitireceğim.

Değerli hocam, size çok selam verdim, fakat bu uzatma için sizden ehemmiyetinizi not etmem istendi ve sizin grubunuz da bunu not alıyor, Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Müslüman hizmetçi

Abdülhamid Abdülmecid

Osmanlı İmparatorluğu’nun son etkin hükümdarı Sultan II. Abdülhamid, Sultan V. VI. Mehmed kendisinden sonra etkin bir yetkiye sahip değildi.

Sultan II. Abdülhamid tahttan indirildi
Soldan sağa: Aref Hikmet, Emmanuel Qrasso, Asaad Totani, Aram, Ghalib Paşa (daha sonra Mekke Şerifi görevini üstlendi).

Sultan II. Abdülhamid’in ölümü

Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki en büyük Yahudi azınlıklarından birini barındıran Selanik şehrine sürgüne gönderilmiştir.

Padişah, ülke içinde ve dışındaki varidatından vazgeçerek Birinci Balkan Savaşı patlak verene kadar Selanik’te yaşamıştır.

Padişah, sürgünden sonra zamanının çoğunu anılarını yazmakla ve çok sevdiği ibadetlerini ve okumalarını yaparak geçirmiş, bir de marangozlukla uğraşmıştır.

Selanik şehri tehlikede olduğundan, padişah bir Alman vapuruyla İstanbul’a hareket etmiş, burada 1912’de Beylerbeyi Sarayı’na yerleşmiştir.

Abdülhamid, sindirim sistemindeki ağrılardan muzdarip olmuş, sağlığı bozulmuştur.

9 Şubat 1918’de Sultan II. Abdülhamid yemek masasından kalktıktan sonra vücudunda şiddetli bir ağrı hissetmiş, bunun üzerine doktora muayene olmuş ve verem belirtileri taşıdığını öğrenmiştir.

Ertesi günün sabahı Padişah, doktorun talimatına aykırı olarak yıkanmakta ısrar etmiş ve Sultan Abdülhamid’in olağan olmayan bir şekilde terlemeye başlamıştır.

Padişah 10 Şubat 1918’de vefat etmiş ve İstanbul’da dedesi Sultan II. Mahmud’un yanına defnedilmiştir.

Sultan II. Abdülhamid’in cenazesine büyük bir kalabalık katılmıştı. Artık Hamid’in yokluğunda Osmanlı İmparatorluğu dağılmış ve Birinci Dünya Savaşı’nda büyük kayıplar yaşanmıştır.